10 Aralık 2024 Salı

Işık ve Gölge

 

Yüksek Işık

Hepimizin içinde bir ışık vardır. Bu ışık, umut, sevgi ve pozitif enerjiyle doludur. Bu ışık, bir insanın çevresine yaydığı güçtür. Bazılarında ise bu ışık çok yüksektir ve o kişi toplumda adeta ayın 14’ü gibi parlar.  Bu kişiler başkalarının desteğe ihtiyaç duyduğu zamanlarda pozitif ve sevgi dolu olmalarına yardımcı olan daha yüksek bir enerji titreşimi taşırlar. Diğer insanlar etrafında ve yakınında olmak isterler. Ancak bazen, hayatın getirdiği zorluklar, yaşanmışlıklar ve yaşatılanlar, bu ışığı söndürebilir.

Işığını kaybeden insanlar, bir zamanlar hayatı neşeyle karşılayan, başkalarına ilham veren kişilerdi. Ama zamanla, içinde bulunduğu ortam, yaşadığı acılar ve karşılaştığı olumsuzluklar, onları farklı bir hale getirmiştir. Peki, ışığı yüksek olan bir insan nasıl bu noktaya gelir? Bu yazıda, ışığını kaybeden insanların yaşadığı süreci ve toplumun bu durumu nasıl şekillendirdiğini konuşacağız.

Toplumun Gölgesi: Dış Etkilerin Rolü

Yaşadığımız toplum, bireylerin kimliklerini ve değerlerini şekillendiren önemli bir faktördür. Her birey, çevresinden, ailesinden, arkadaşlarından ve sosyal çevresinden beslenir. Fakat toplum bazen, kişilerin doğal benliklerini bastırarak, onların daha sıkıntılı bir hale gelmesine sebep olabilir.

Toplum, her bireye belli beklentiler yükler. Bu beklentiler, bazen insanı kendi içsel ışığından uzaklaştırır. Aile, arkadaşlar veya sosyal çevre, bireyden sürekli bir şeyler bekler. Oysa insanlar, bazen sadece kendi olmaya, kendi yolunda yürümeye ihtiyaç duyarlar. Toplum, çoğu zaman insanların kendilerini olduğu gibi kabul etmek yerine, onları belirli normlara uymaya zorlar. Bu baskılar, insanın içindeki parlak ışığı yavaşça söndürebilir.

Yaşanmışlıkların İzleri: Zorluklar ve Kırılmalar

Hayat, bazen bizi zor durumda bırakacak olaylarla doludur. Kaybettiklerimiz, uğradığımız haksızlıklar, yalanlar veya hayal kırıklıkları, her birimizin ruhunda derin izler bırakabilir. Bu izler zamanla büyüyebilir ve insanın içindeki ışığı karartabilir.

Bir insanın karanlık bir hale gelmesi, yalnızca başına gelen olaylarla değil, yaşadığı ruhsal kırılmalarla da ilgilidir. Kötü günlerde umutlarını kaybeden, zamanla kendini daha fazla sorgulayan bir kişi, ışığını kaybedebilir. Zor günler geçiren, sürekli olumsuzluklarla karşılaşan biri, zamanla içindeki neşeyi kaybedebilir. Ama asıl zor olan şey, bu kişinin neşesinin bir zamanlar ne kadar parlak olduğunu hatırlayamamış olmasıdır.

Yaşatılanların Yükü: İnsan İlişkilerinin Gölgeleri

Bir insanın içindeki ışık, başkalarıyla kurduğu ilişkilerle şekillenir. Zamanla güven kırıklıkları, ihanetler veya beklenmedik kayıplar yaşandığında, bu insanın ruhunda büyük yaralar açılabilir. Yaşatılan bu acılar, bir insanı karamsar yapabilir. Özellikle güveni sarsılmış ve derin hayal kırıklıkları yaşamış biri, eski neşesini ve içsel ışığını kaybedebilir.

Bir zamanlar yüksek bir ışıkla parlayan insanlar, bazen etraflarındaki kişilerin olumsuz etkilerine karşı savunmasız kalabilirler. Sürekli inançlarına aykırı davranışlarla karşılaşan, yargılanan veya dışlanan bir kişi, zamanla kendine güvenini kaybedebilir. Bu süreç, o kişinin içindeki ışığın git gide solmasına neden olabilir.

Işığını Bulmak: Yeniden Başlamak

Işığını kaybetmek, bir son değildir. Bazen, kaybolan ışık sadece bir süreliğine saklanmış olur. Kendini kaybetmiş hissettiğin zamanlarda, unutma ki karanlık ne kadar derin olursa olsun, ışık her zaman geri gelir.

Kendini yeniden bulmak, eski halini hatırlamak ve içindeki gücü keşfetmek için zaman alabilir. Bu süreç, kendinle yüzleşmeyi, geçmişin izlerinden sıyrılmayı ve seni mutlu eden şeyleri yeniden keşfetmeyi gerektirir. Işığını tekrar bulmak, bir yolculuk gibidir. Bazen yalnız kalmak, bazen bazı alışkanlıkları terk etmek, yüklerden kurtulmak, eski güzel alışkanlıklara dönmek gerekir. Ama unutma, ışığını bulman için seninle birlikte olan insanlar da olacaktır.

Kendi ışığını bulmak, dış dünyadan bağımsız olarak, kendini yeniden tanımakla mümkündür. Toplumun baskılarından ve başkalarının yargılarından sıyrıldığında, içindeki ışık yeniden parlayacaktır. Unutma, ne kadar karanlık olursa olsun, her zaman bir yol vardır. Ve bir gün, kaybettiğin ışığın daha parlak bir şekilde geri dönecektir.

Yılan ile Ateşböceği

Bir gün bir yılan, sürekli bir ateşböceğini takip etmeye başlar. Ateşböceği bundan rahatsız olur ve kaçmaya çalışır, ama yılan onu bırakmaz. Sonunda ateşböceği durur ve yılanla yüzleşir.

Ateşböceği sorar: "Ben sana zarar vermedim. Neden beni öldürmek istiyorsun? Ben senin yemeğin bile değilim."

Yılan cevap verir: "Çünkü ışığın beni rahatsız ediyor."

Bu hikaye, bazen insanların parlaklığı, enerjisi ya da ışığı nedeniyle kıskanıldığını ve haksız yere hedef alındığını anlatır. Ateşböceği gibi insanlar, sadece ışıklarıyla var oldukları için bile bazı kişiler tarafından rahatsız edilebilir. Ancak bu, onların ışığını kapatmaları gerektiği anlamına gelmez.

21 Mayıs 2024 Salı

Annemin Ardından

 Sevgili Anneciğim,

Sensiz geçen her gün, kalbimden bir parça daha eksiliyor. Bu dünyadan göçüp gitmenden bu yana boşluğun o kadar derin, o kadar tarifsiz ki; kelimelere dökmek neredeyse imkansız gibi. Senin şefkat dolu ellerini, merhamet dolu yüreğini ve yüzündeki huzur veren tebessümü her an özlüyorum.

Varlığın, hayatıma ışık saçan bir güneş gibiydi. Seninle geçirilen her an, sevgi ve güvenle doluydu. Sarılmaların, tesellilerin, öğütlerin ve kahkahaların; hepsi şimdi birer anı olarak aklımda ve yüreğimde kocaman bir boşluk bırakıyor. Sen beni ne zaman düşsem kaldıran, ne zaman üzülsem teselli eden sığınağımdın. Şimdi ise, eksikliğinle yüreğime ağır bir yük bıraktın.

Annelerin en güzeli sendin. Sabahın erken saatlerinde başımızda bekleyerek uyanmamızı sağlardın, dertlerimizi dinler, sevinçlerimizi paylaşırdın. Özverin ve fedakarlığın sınırsızdı. Ne zaman başım derde girse, gözlerinin içindeki o anlayışlı bakış beni hep rahatlatırdı. Sen, hayatımın değişmez direğiydin. Tek sığınağımdın, beni benden çok düşünenimdin. Tektin.

Anadolu kadınıydın, çok zorluklar çektin. Osmanlı kadınıydın. Örf, adet herşeyi bilirdin. öğretirdin.

Seni kaybettikten sonra, dünyamda hiçbir şey eskisi gibi değil. İçimde hüzünlü bir sessizlik var artık. Ama biliyorum ki; yüce Allahım bizi Cennetinde buluşturacak işte bu inanç, bu düşünce, ayakta kalmamı sağlıyor.

Sana minnettarım, beni ben yaptığın için, sevgiyle, onurlu bir şekilde büyüttüğün için. Bu dünyada sensiz yaşamak zor ama hatıralarınla yaşamayı öğreniyorum. Seni daima sevecek, daima özleyecek ve hiç unutmayacağım. Seninle birlikte geçen zamanların kıymetini her geçen gün daha da anlıyorum.

Senin evladın olmak benim en büyük şansım, en büyük onurumdu. Huzur içinde uyu sevgili annem. Seni özleyecek, seni severek yaşatacağım her an; sensiz ama seni hissederek…

Ebedi sevgiyle,

Mekanın Cennet olsun Cennet kokulum.



6 Mayıs 2024 Pazartesi

KASAP MEHMET

Bir zamanlar, Osmanlı'nın gür sesi Hicaz Yemen'de yankılanıyordu. Zaferlerle dolu bir dönemdi. O dönemin kahramanlarından biri de Kütahya’ya bağlı Karakeçili Yörüklerinden oluşan Akoluk köyünden Kasap Mehmet Dedem'di. Kasap Mehmet benim Babamın dedesiydi. Bu Yörük evladı, cesur ve yiğit bir asker olarak, düşmanla amansızca mücadele ediyordu.

Mehmet, atının üzerinde göğsü kabarık, yiğit bir delikanlıydı. Hicaz'ın sıcak kumları altında, Osmanlı sancağını yüceltmek için savaşıyordu. Gözlerindeki ışıltı, yüreğindeki imanla birleşince, düşmanın bile saygısını kazanıyordu.

Bir gün, beklenmedik bir an geldi. Düşmanla karşı karşıya geldiler ve çetin bir savaş başladı. Mehmet, cesaretiyle ön saflarda savaşı yönetiyor, düşmanı darmadağın ediyordu. Ancak savaşın ortasında, ansızın bir pusuya düştü. Esir düştüğü anı bile hatırlamıyordu. Gözlerini açtığında kendini düşmanın esaretinde buldu.

Ancak Mehmet, esaret altında bile boyun eğmedi. Firavunun zindanlarına kapatılsa da, onun azmi ve inancı asla kırılamadı. Bir gün, kendi cesaretiyle zincirlerini kırdı, düşman askerleri ile amansız bir mücadele verip yüreğinin rehberliğinde özgürlüğe adım attı.

Yolculuk, ölümle sarmaş dolaş olsa da, Mehmet'in azmi hiç eksilmedi. Geceleri yıldızlara, gündüzleri güneşe yön buldu. Zorlu yolları, yiğitliğinin izleriyle doldurdu. Sonunda, o kutsal vatan topraklarına, köyüne, sevdiklerinin yanına döndü.

Ancak huzur ona yabancıydı. Uzun süre harp meydanlarında kalıp kendisinden bir haber alamayan akrabaları onu öldü sanmıştı. Hanımı başkasıyla evlendirilmişti. Hüzünlüyü. Gözleri, yine o savaş meydanlarına bakıyordu. Kahramanlık ruhu, onu köyünden, sevdiklerinden ayırdı. Bir kez daha, vatan için, millet için savaşmak için yollara düştü.

Ve o yollarda, yiğitçe savaşarak, son nefesine kadar milletine hizmet etti. Kasap Mehmet Dedem, Osmanlı'nın asil neferlerinden biri olarak efsaneleşti. Onun kahramanlığı, yıllar boyunca nesilden nesile aktarıldı, yüreklerde sonsuza dek yaşadı.