18 Aralık 2020 Cuma

Kovid Vebası

Etrafınızda çeşit çeşit maskelerle gezen insanlar, namaz kılmak için gittiğiniz Cami'de safları sık tutun diye haykıran imamların yerine safları ayırın mesafeyi koruyun diyen imamlar.

Eskiden oturmaya yer bulamadığın mekanlardaki sessizlik, gece 10'da kapanan kafeler. 20'de kapanan marketler. Kandil gecesinde namaz kılmaya gittiğin Süleymaniye Camiinde sessizlikten duvarlardan geri dönen sesin. Ayasofya'nın Camii olması için yıllardan beridir davasını güttüğün büyük amacın gerçekleşmesine rağmen ikindi namazını kıldığın Ayasofya-ı Kebir Camiindeki 2 saf ayrık cemaat. Yağmayan yağmur. kıtlık korkusu.

Evet tüm bu yazdıklarımı bize 2 sene önce anlatsalardı. Hadi oradan öyle şey mi olur! derdik. Fakat içerisinde bulunduğumuz bu ilginç dönem maalesef bu ve buna benzer birçok tuhaf olayı bizlere yaşatıyor.

Kovid-19 denilen lanet bir virüs ile Allah insanları sınıyor. Kaç ay Cuma namazı kılınmadı. Vakitler camilerde cemaat ile kılınamadı. Okullar açılmadı. Açıldı geri kapandı. Evde her odada birer laptop ile çocukların uzaktan eğitimi. eğitim denilirse tabi.

2020 yılından bahsediyorum. Bu yazdığım blog bir veri tabanında kaydediliyor. ve elbet bir gün silinecek fakat bir yolu bulunup ta pixel filmindeki gibi yedeklemek amacıyla veriler başka bir yerlere gönderilirse şayet, gelecekte yaşayacak olanlar 2020 yılı için çok şaşıracak. Bizim şimdi 1350'lerde yaşanılan kara ölüm vebayı okuduğumuz gibi. Onlarda gelecekte 2020 yılını hayretle okuyacaklar. Sonumuz "I'm legend " filmindeki gibi olmaz umarım.

Fakat ben duruma başka bir açıdan bakıyorum. İnsanoğlunun azmanlığından, nankörlüğünden, fesatlığından, zulmünden, şükürsüzlüğünden tüm bunlar yaşanıyor. 

Patileri kesilen kediler, öldürülen masum bebekler, zulümden kaçarken sularda boğulan ufacık çocuklar, aileler, organlarını almak için, tecavüz için kaçırılan çocuklar, kızlar. 3 kuruş fazla kazanmak için kimseyi tanımadan türlü çeşit şekle giren , kural tanımayan  insanoğlu. İyiliğe fenalıkla karşılık verme, savaşlarda orantısız güç uygulama, Sırf Müslüman oldukları için diri diri yakılan, baltayla kafaları ezilen, evlerinden çıkartılan Müslüman Hintliler, Arakanlılar, aynı şekilde Uygur Türkleri, haksız yere ezilen, kesilen, yok edilen her türlü mazlum. hatta Allah (c.c) dilsiz kullarım dediği hayvanlara yapılan türlü türlü eziyetler.

Acaba...Tüm bu ve buna benzer olaylardan dolayı, nankörlüklerden dolayı Allah insanoğluna bela getirmeyecek mi sanmışlardı.

Oysa li yüce Kuran-ı Azimüşşan'da Mülk Suresi 30. ayette ne diyor Allah (c.c) ; 

“De ki: “Söyleyin bana; Eğer Suyunuz yerin dibine çekili verse, size kaynağından akıp duran yeni ve tatlı bir suyu kim getirebilir?"

kim getirebilir? ey insanoğlu! içtiğin suyu, el yıkadığın, temizlikte kullandığın, yıkandığın, araba yıkadığın, damacanadan içtiğin, pet şişeden içtiğin, çeşmelerden sebil gibi akan sana konforlu bir hayat sunan suyu kim veriyor.. Aklını başına almazmısın ey insanoğlu! 

Akıllanmaz insanoğlu! 

"Nehir kenarında bile abdest alıyor olsanız, suyu israf etmeyiniz.'' (İbn Mace, Tahare 48) diyen bir peygamberin akılsız, şuursuz bir ümmeti olduk. Suyun nereden, nasıl geldiğini, kim tarafından verildiğini ve ne kadar kıymetli olduğunu unuttuk. Har vurup harman savurduk. Hor kullandık, israf ettik.

İnsanoğlunun gidişatı iyi değil. Kurallara uymuyorlar. Allah'ın yapma dediklerini yapıp yap dediklerini yapmıyorlar. Bu işi böyle olmasından mutlu olan bir kesimde var. Kıyameti yaklaştırmaya çalışan bir kısım deccal oluşumu var. Bize düşen bugünden itibaren vakit kaybetmeden kendimize çeki düzen vermek. Namazlarımızı dosdoğru kılıp, emrolunduğu gibi dosdoğru olmak. Gerçek bir mümin olmak. Peygamberimiz (s.a.v) 'i örnek almak. Müslümana yakışan kibar,nazik, emin, doğru olmak zalime ise keskin kılıç olmaktır. Mazlumlar Yunus olarak bilmeli bizi Zalimler Yavuz olarak tanımalı.

Karşılıksız sevmeli, saymalıyız, özümüze dönmeliyiz. Ulu Hakanımızın dediği gibi ; "Yeniden canlanmak için Avrupa medeniyetini taklit değil gücümüzün esası olan İslâmiyet'e dönmek gerekir."

Allah (C.C) 'ın emrettiği dinimizin gereği gibi yaşadığımızda göreceksiniz yaşamaktan tat alacaksınız. Huzursuzluk aslında yapılan kötü işlerin neticesinde oluşuyor. Şimdilerde açı tek umudumuz. Aşı siparişini verdik. Umut orası gibi gözüküyor ama büyük endişeler var. 1976'da Amerika'daki zararsız bir virüs yüzünden aşılananlardan 45 bin kişi ölmüştü. kimisi de felç olmuştu. Allah muhafaza.

Her zaman söylüyorum Milli kalkınma hamlesi önemli. Çin'den, Almanya'dan veya herhangi bir ülkeden aşı alacağımıza yerli aşımızı üretmeliyiz. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz. Allah çalışana verir. Durmadan çalışmalı ve üretmeliyiz. 

Allah sonumuzu hayreylesin. (Amin)







13 Haziran 2019 Perşembe

Netflik Zımbırtısı

Bugün bu netflik zımbırtısı hakkında yazmak istiyorum.

Öyle bir platform kurdular ki. Geleceğin tv'si diyoruz. Artık yaptıkları dizileri herkes konuşur ve izler oldu. Hatta bu platformun dizilerini konuşmak ve izlediğini ballandırarak anlatmak bir hava atma bir farklı moda girme durumu oluşturdu.

Bende bir çok dizisini izledim ve izlemeye devam ediyorum. İzlemeden yorum yapmazdım zaten aksi olamazdı.

Bu platformun kurucuları hakkında çok detaya girmeyeceğim. Nette "Netflik tehlikesi" diye arattığınızda bir çok kaynağa zaten ulaşırsınız. Üst akılların ve 80'lerde Televizyondaki "Magix Box" projelerini planlayanlarla aynı zat-ı muhteremler bunlar.

Neyse ben içerikten bahsedeyim ; Adamlar için Müslüman toplulukları uyuşturmak, beyinlerini başka bir şey ile meşgul ettirmemek adına bu sistemleri onlar muhteşem bir fırsata dönüştürüyorlar. Platform dizilerinin içeriklerinde hangi diziye bakarsanız bakın ahlaki değerleri erozyona uğratacak konular var.

Eskiden kırmızı noktalar, sex içerikli filmler filan bunları ahlaksız bulurduk. Bu platform bu işleri aşmış durumda. Artık gay, lezbiyenlik, ensest ilişkiler muhteşem bir şeymiş gibi gösterilip normalleştirilmeye çalışılıyor. 

Benim izlediklerime göre yazacak olursam, Sense 8 dizisi mesela, baştan aşağı proje kokuyor. İğrençlik hat safhada. Geçmişte ibnelik ten dolayı helak olmuş kavimler varken. Burada bu işleri meşrulaştırmaya çalışmışlar ve gençliğe özendirecek şekilde konular, efektler, müziklerle süslemişler.

Sadece bumu. ? hayır, milletin deli gibi izleyip aşık olduğu "Black Mirror" dizisi bir acayip. İlginç konuları işleyip merak uyandırıp ileriki sezonlarında "Striking Vipers" gibi bölümlerle veriyorlar küspeyi millete. İçeriği anlatmaya lüzum yok işte yine topluk, ibnelik konuları.

Her dizisinde mutlaka bir ibne ve mutlaka bir lezbiyen bulunuyor. Biz "z jenerasyonunun" biraz kayıp jenerasyon olduğunu biliyoruz. Bunlarda bunu bilip bu jenerasyonun üzerine oynuyorlar. Bizler y jenerasyonu olarak biraz olsun uyandık hee halen uyanamayanlar da var o ayrı bir konu. Y'de uyuyan Z'de ayık olanda var. Fakat bizim yapacağımız, izleyip burada yazdıklarımın bilincinde olarak milleti uyandırmak olmalı. İnsanın uyanmasını biz sağlayamayız tabi, biz sadece uyarabiliriz . Hidayeti verecek olan yüce Yaradan.

Uyuşturucuyu şekerle bulayıp verenlere inat, bizim uyumamamız gerekiyor. O şekerden feragat edip sabır etmemiz gerekiyor. Biz Müslümanız amaçları tüm müslümanları uyutmak ve herkes uyurken istedikleri düzeni istedikleri şekilde kurmak. O düzenin ne olduğunu ve sonunun nasıl olacağını az çok tahmin ediyorsunuzdur. Ey Müslüman Türk Genci "Uyuma, Uyutulma, Uyandır." .

Ne diyordu bir replikte komutan " Sen Uyursan Herkes Ölür"

netflix ile ilgili görsel sonucu


21 Şubat 2019 Perşembe

Under The Dome

İlhandan peri olmaz ama ilham perisi uğramadı herhalde bana son 5 yıldır.

bu süre zarfında değişmeler oldu mu hayatımda bilemiyorum. Olmuştur muhtemelen. Neyse benim size bugün bahsedeceğim konu biraz değişik. Benim bir biladerim var geçenlerde gece yarısı telefon açtı bana ve deli gibi dünyanın küre olmadığını düz olduğunu ve üstünde bir kubbe olduğunu söyledi. Ve dayanakları da vardı örneğin "Rahman Suresi 33. ayete" bir bakın derim.

Neyse ben tabi böyle zihnin 180 derece tersini iddia eden ve fizik kanunlarına direkman savaş açan iddiaları duyduğumda boş durmam. Başladım deli gibi araştırmaya. acayip kitaplar okudum deli gibi videolar izledim. Burada size bunları anlatacak değilim ama "Ersan Juan" isimli vatandaşın "Youtube" kanalına bir göz atın derim.

Size ilginç gelecek şu konulara bir bakın.
 Mesela "Amiral Byrd" 'yi araştırın "operation fishbowl" u araştırın "operation highjump" a bakın, buradan yola çıkarak Cern'deki "Shiva" ne ayak, orada yapılan satanik ayinler, tüneldeki satanik danslar bunlar nedir ve şu paylaştığım bir kaç videoya göz atın derim. Baktığınız her konu başka bir konuyla bağlantı kuracak emin olabilirsiniz. Ben size dünya şöyledir, böyledir demiyorum. Bir araştırın bakalım aklınız hangi tarafa yatacak diyorum.

Kalın sağlıcakla.






5 Mayıs 2014 Pazartesi

Nalıncı Baba..

Nalıncı Baba’nın asıl adı, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalıdır. 1592’de vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve onu evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Bir tekke ile adını yaşattı. Türbesi Unkapanı’nda, eski Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır.

Padişahın İşi Ne!

Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:


- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah.

- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.

- Nasıl yani?

- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, ‘Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’

- Nereden biliyorsunuz?

- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz. Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, ‘Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir:

‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’

Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.

- Nereye?

- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?

- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...

- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.

- Şurada bir mahalle mescidi var ama...

- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden.

- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.

Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.

Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır ‘Sultanım’ der, ‘Yanlış yapıyoruz galiba’.

- Nasıl yani?

- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri?

- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar.

Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.’

- Niye?

- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye.

- Hayret.

-Sizin zamanınızı satın almadım mı?

Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. ‘Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.

- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.

- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’

- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.

- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim,

‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’.

- Doğru öyle ya?

- ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’

- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra ‘Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’





5 Temmuz 2013 Cuma

Yavuz Selim'in İnce Ayarı

Müslümanlar Allahın ipine sımsıkı sarılmadıkça. Başımıza verilen bu zalimlerin zulümleri devam edecektir. Büyük padişahım atam Yavuz Selim'in bir hikayesini sizlere aktarmak istiyorum.

Yavuz Sultan Selim, devlet işlerinde düzenli ve programlı hareket eder, istişareyi önemser, vezirlerinin söylediklerini dinler ve kararını öyle verir, karar verdikten sonra da asla dönmezmiş. Onun zamanında kılık kıyafete düşkünlük, gösterişe kapı aralayan binalar inşası, saltanat tantanası vs. bir kenara itilip yerine tam devlet-i ebed-müddet anlayışına uygun bir ruh imarı başarılmıştır. Tabii bunun için başta kendisi olmak üzere bütün devletlilerde sade bir hayat yaşama tavrı öne çıkmıştı. Günlerden birinde Venedik elçisi Antonio Justiniani'ye huzura kabul izni verilmişti. Sadrazam ve devlet erkanı bu ziyaretten hoşnud olmayacaklardı. Çünkü hem sultanın, hem de kendilerinin kılıkları pek perişandı. Venedik elçisinin onları bu halde görmesi devlet itibarını düşürecekti. Ama bunu sultana kim söyleyebilirdi? Devir, sultanın disiplin ve celalinden korkanların "İnşallah Yavuz Selim'e vezir olursun!" cümlesini beddua diye söyledikleri devirlerdi. Nihayet Hersekzade Ahmet Paşa bütün cesaretini toplayıp meseleyi hünkara açtı. O da itiraz etmedi ve "Pek doğru söylersin lala, cümle yeni esvaplar giyile!" buyurdu. Elçinin geleceği gün Kubbealtı'nda divan toplantısı vardı. Vezirler toplantıyı bitirip hep birlikte sultanın yanına arz odasına geçtiler. İçeri girmeleriyle donup kalmaları bir oldu. Meğer sultan yeni hiçbir şey giymemişti. Yalnız elinde bir kılıç vardı ve tahtında otururken onunla oynuyor, pencereden vuran güneşin ışıkları kılıçta yaltırıklar oluşturup odayı dolduruyordu. Kimse hiçbir şey söyleyemedi. Nihayet elçinin geldiği bildirildi ve huzura kabul edildi. Adam kapı kenarında durup namesini takdim etti ve tercüman vasıtasıyla hükümdarın sorularını cevaplandırdı. Konuşma esnasında da hükümdar elindeki kılıçtan yansıyan parıltıları ara ara muhatabının gözüne doğru tutmaktaydı. Konuşma bitince elçinin gitmesine izin verildi. Ardından sultan Hersekzade'ye seslendi: - Ahmet, var elçi beye sor, ağzını ara... Acep bizi nasıl bulmuşlar?!.. Hersekzade emir baş üzre deyip çıktı. Odada çıt çıkmıyordu. Nihayet paşa geri döndüğü vakit heyecan doruktaydı. - Sordun mu Ahmet? - Beli saadetlü hünkarım! "Kılıcının parıltısı öyle gözümü aldı ki kendilerini göremedim bile", dediler. Yavuz gülümsedi ve ayağa kalkıp parmağıyla basamaktaki kılıcı gösterdi: - Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez. Ama Allah esirgesin, bir gün paslanır da yaltırıklanmazsa düşman bizi görmek değil, bir de tepeden bakar.

20 Haziran 2013 Perşembe

Karate Kamil Bağımlılığı

2001 den beri bekliyoruz KK5'i yeti gari yap şunu cemre aga, her zaman iddia etmişimdir bizim Kamil Samurai Jack'i haşamat eder :D

2 Haziran 2010 Çarşamba

PENGUEN'İN BU HAFTAKİ KAPAĞI...

PENGUEN'İN BU HAFTAKİ KAPAĞI...


Bu sefer çok anlamlı... yorumlarınız?