16 Aralık 2025 Salı

Hellfire'ın Hikayesi

Bugün size gençlerin ve çocukların yeni gözdesi "Stranger Things" adlı diziden bahsetmek istiyorum.

Bende izledim dizi gerçekten bağımlılık yapıyor. Kendi sırları ve ipuçları ile insanları araştırmaya ve yeni çıkacak olan bölümleri 4 gözle beklemeye sevk ediyor.

Buralara birşey diyemem ama önceki yazımda da bahsettiğim gibi bu netflix, gençler ve çocuklar için büyük bir tehlike. 

İşte şimdi de bu dizide bu çocukların kurduğu bir klüp var. Bu klübe üye olmanın ne kadar havalı bir şey olduğu vurgulanıyor. Bu klüp ile ilgili t-shirt ler basılmış bu çocuklar giyiyor felan. 

Tüketim toplumu olduğumuz için haliyle bu t-shirtler'ın aynılarını ve çeşitlerini farklı farklı markalar da piyasa ya sürdü, ve deli gibi satılıyor.

Şimdi gelelim bu klubün adına : HELLFİRE

Oww çok güzel değilmi. Çekici, isme bak havalı, Cehennem Ateşi.

Asıl ilginç durum bu klüp isminin geçmiş tarihte bazı sapkınlar tarafından gerçekte kullanılmış olması. 

Peki bu hellfire klübü nasıl bir klüptü? neler yapıyorlardı? Bence bir araştırın derim. Benim bu yazım size bir ışık olsun. 

İlk resmi Hellfire Kulübü, 1718'de Londra'da Wharton Dükü 1. Philip Wharton tarafından kuruldu. 1746 yılında Sir Francis Dashwood tarafından sözde seçkin beylerin toplum tarafından kabul edilemez görülen ahlaksız eylemlerde bulunmaları için devam ettirildi. Tahmin edilebileceği gibi, üyelerin çoğu politikacıydı. 

Kulüp toplantıları, West Wycombe tepesinin üzerindeki kilisenin 300 fit altında bulunan İç Tapınak'ta yapılırdı.

"Fais ce que to voudras " (İstediğini yap) sloganı altında , kulüp, belirgin bir şekilde pagan eylemlerde bulunmakla suçlandı. Sahte kutsal değerlere saygısızlık ritüelleri, çılgın içki ve ziyafetler ve seks partileri kulüp için yaygın faaliyetlerdi. Kulübün kütüphanesinin o dönemde İngiltere'deki en büyük pornografi koleksiyonuna sahip olduğu söyleniyordu. Hatta Kara Ayinler ve Şeytan tapınması söylentileri bile vardı. Görünüşe göre maceracı grup için hiçbir tabu sınır dışı sayılmıyordu.

Anlayacağınız kulüp şeytani işlerle uğraşan, sapık, din ile dalga geçen satanist bir yapıdaydı. İşte gençlerin ve çocukların hayranlıka izlediği bu "Stranger Things" dizisinde özendirilen kavrama bakın, nerelerden alıntı yapmışlar. 

Size tünelden önce son çıkış uyarısı yapıyorum. Çocuklarınızı Netflix'ten uzak tutun. En azından tedbir alın. Uyarın. Nasıl birt kötülük yuvası görün.

https://hauntedwalk.com/news/sandwiches-for-satan-the-story-of-the-hellfire-club/

28 Mart 2025 Cuma

Anılar

Yine o sahneler. O kırık dökük anılar. 6 yaşına kadar olan her şey bulanık, alman mahallesinde birkaç Alman arkadaş. sonrası ise ailemle vakit geçirdiğim birkaç yaz tatili, bir avuç telefon görüşmesi ve bitmeyen bir özlem. Annemin elinin sıcaklığını, babamın güven veren konuşmalarını hatırlıyorum ama sanki bir başkasının hayatından çalınmış gibi. Gerçek miydi, yoksa kurgu muydu?

Almanya’daki o evin arka bahçesinde koşarken, mutfakta annemin yemek yaparken ki verdiği huzuru, babamın beni yeşil manzaranın eşliğinde götürdüğü gölette yüzdüğümüz anlar, gerçekten yaşadım mı? Yoksa beynim, bana acı çektirmek için uydurduğu sahneler mi bunlar?

Sonra Türkiye. Yabancı bir ev, yabancı insanlar, bir yaşlı nine ve iki çocuk, yabancı bir dil. "Birazcık sabret, yaz gelince gidersin" diyorlardı. Sonra sokakları ve arkadaşlığı keşfetmek. Sokak oyunlarını ve sokak kanunlarını anlamak. Yaz geldiğinde ise iki ay yetmiyordu ailemin yanında kalmak için. Hiç yetmedi. Her ayrılış, bir parçamı daha koparıp götürdü. Uçağa binerken annemin gözlerindeki o nemli bakış, babamın sarılıp "Kendine iyi bak" demesi... Sonra dönüp bakmamıştım. Keşke dönüp baksaydım. Keşke bir kere daha baksaydım.

Şimdi hepsi gitti. Artık ne yazları bekleyebileceğim bir ev var, ne de o uçağa bindiğimde kalbimin hop hop atması. Sadece birkaç fotoğraf, birkaç video, ve beynime kazınmış o birkaç an.

Bazen düşünüyorum da, belki de en acı olan, hiçbir zaman tam olarak sahip olamadığım şeyi sonsuza dek kaybetmek. Annem ve babam vardı, ama yoktular. Şimdi ise gerçekten yoklar. Ve ben, o eksik parçalarla dolu bir hayatın içinde, asla tamamlanamayacak bir puzzle gibiyim.

Bugün yine o sesleri duymak için eski videoları açtım. Annemin benimle oynamasını izledim. Babamın kahkahası odada yankılandı. Sonra sustular. Sessizlik, her zamankinden daha yüksek sesle çınlıyor.

Belki de en büyük ihanet, zamanın bize bu anıları durup dururken beynimize bir mıh gibi çakmasıydı. Bir ömür bu anılarda yaşamak, en ufak bir anıyı ansızın hatırlamak. Ve ben, ailemle geçirdiğim o avuç dolusu anıyı, her gece yeniden ve yeniden yaşayıp, kaybediyorum.



10 Aralık 2024 Salı

Işık ve Gölge

 

Yüksek Işık

Hepimizin içinde bir ışık vardır. Bu ışık, umut, sevgi ve pozitif enerjiyle doludur. Bu ışık, bir insanın çevresine yaydığı güçtür. Bazılarında ise bu ışık çok yüksektir ve o kişi toplumda adeta ayın 14’ü gibi parlar.  Bu kişiler başkalarının desteğe ihtiyaç duyduğu zamanlarda pozitif ve sevgi dolu olmalarına yardımcı olan daha yüksek bir enerji titreşimi taşırlar. Diğer insanlar etrafında ve yakınında olmak isterler. Ancak bazen, hayatın getirdiği zorluklar, yaşanmışlıklar ve yaşatılanlar, bu ışığı söndürebilir.

Işığını kaybeden insanlar, bir zamanlar hayatı neşeyle karşılayan, başkalarına ilham veren kişilerdi. Ama zamanla, içinde bulunduğu ortam, yaşadığı acılar ve karşılaştığı olumsuzluklar, onları farklı bir hale getirmiştir. Peki, ışığı yüksek olan bir insan nasıl bu noktaya gelir? Bu yazıda, ışığını kaybeden insanların yaşadığı süreci ve toplumun bu durumu nasıl şekillendirdiğini konuşacağız.

Toplumun Gölgesi: Dış Etkilerin Rolü

Yaşadığımız toplum, bireylerin kimliklerini ve değerlerini şekillendiren önemli bir faktördür. Her birey, çevresinden, ailesinden, arkadaşlarından ve sosyal çevresinden beslenir. Fakat toplum bazen, kişilerin doğal benliklerini bastırarak, onların daha sıkıntılı bir hale gelmesine sebep olabilir.

Toplum, her bireye belli beklentiler yükler. Bu beklentiler, bazen insanı kendi içsel ışığından uzaklaştırır. Aile, arkadaşlar veya sosyal çevre, bireyden sürekli bir şeyler bekler. Oysa insanlar, bazen sadece kendi olmaya, kendi yolunda yürümeye ihtiyaç duyarlar. Toplum, çoğu zaman insanların kendilerini olduğu gibi kabul etmek yerine, onları belirli normlara uymaya zorlar. Bu baskılar, insanın içindeki parlak ışığı yavaşça söndürebilir.

Yaşanmışlıkların İzleri: Zorluklar ve Kırılmalar

Hayat, bazen bizi zor durumda bırakacak olaylarla doludur. Kaybettiklerimiz, uğradığımız haksızlıklar, yalanlar veya hayal kırıklıkları, her birimizin ruhunda derin izler bırakabilir. Bu izler zamanla büyüyebilir ve insanın içindeki ışığı karartabilir.

Bir insanın karanlık bir hale gelmesi, yalnızca başına gelen olaylarla değil, yaşadığı ruhsal kırılmalarla da ilgilidir. Kötü günlerde umutlarını kaybeden, zamanla kendini daha fazla sorgulayan bir kişi, ışığını kaybedebilir. Zor günler geçiren, sürekli olumsuzluklarla karşılaşan biri, zamanla içindeki neşeyi kaybedebilir. Ama asıl zor olan şey, bu kişinin neşesinin bir zamanlar ne kadar parlak olduğunu hatırlayamamış olmasıdır.

Yaşatılanların Yükü: İnsan İlişkilerinin Gölgeleri

Bir insanın içindeki ışık, başkalarıyla kurduğu ilişkilerle şekillenir. Zamanla güven kırıklıkları, ihanetler veya beklenmedik kayıplar yaşandığında, bu insanın ruhunda büyük yaralar açılabilir. Yaşatılan bu acılar, bir insanı karamsar yapabilir. Özellikle güveni sarsılmış ve derin hayal kırıklıkları yaşamış biri, eski neşesini ve içsel ışığını kaybedebilir.

Bir zamanlar yüksek bir ışıkla parlayan insanlar, bazen etraflarındaki kişilerin olumsuz etkilerine karşı savunmasız kalabilirler. Sürekli inançlarına aykırı davranışlarla karşılaşan, yargılanan veya dışlanan bir kişi, zamanla kendine güvenini kaybedebilir. Bu süreç, o kişinin içindeki ışığın git gide solmasına neden olabilir.

Işığını Bulmak: Yeniden Başlamak

Işığını kaybetmek, bir son değildir. Bazen, kaybolan ışık sadece bir süreliğine saklanmış olur. Kendini kaybetmiş hissettiğin zamanlarda, unutma ki karanlık ne kadar derin olursa olsun, ışık her zaman geri gelir.

Kendini yeniden bulmak, eski halini hatırlamak ve içindeki gücü keşfetmek için zaman alabilir. Bu süreç, kendinle yüzleşmeyi, geçmişin izlerinden sıyrılmayı ve seni mutlu eden şeyleri yeniden keşfetmeyi gerektirir. Işığını tekrar bulmak, bir yolculuk gibidir. Bazen yalnız kalmak, bazen bazı alışkanlıkları terk etmek, yüklerden kurtulmak, eski güzel alışkanlıklara dönmek gerekir. Ama unutma, ışığını bulman için seninle birlikte olan insanlar da olacaktır.

Kendi ışığını bulmak, dış dünyadan bağımsız olarak, kendini yeniden tanımakla mümkündür. Toplumun baskılarından ve başkalarının yargılarından sıyrıldığında, içindeki ışık yeniden parlayacaktır. Unutma, ne kadar karanlık olursa olsun, her zaman bir yol vardır. Ve bir gün, kaybettiğin ışığın daha parlak bir şekilde geri dönecektir.

Yılan ile Ateşböceği

Bir gün bir yılan, sürekli bir ateşböceğini takip etmeye başlar. Ateşböceği bundan rahatsız olur ve kaçmaya çalışır, ama yılan onu bırakmaz. Sonunda ateşböceği durur ve yılanla yüzleşir.

Ateşböceği sorar: "Ben sana zarar vermedim. Neden beni öldürmek istiyorsun? Ben senin yemeğin bile değilim."

Yılan cevap verir: "Çünkü ışığın beni rahatsız ediyor."

Bu hikaye, bazen insanların parlaklığı, enerjisi ya da ışığı nedeniyle kıskanıldığını ve haksız yere hedef alındığını anlatır. Ateşböceği gibi insanlar, sadece ışıklarıyla var oldukları için bile bazı kişiler tarafından rahatsız edilebilir. Ancak bu, onların ışığını kapatmaları gerektiği anlamına gelmez.

21 Mayıs 2024 Salı

Annemin Ardından

 Sevgili Anneciğim,

Sensiz geçen her gün, kalbimden bir parça daha eksiliyor. Bu dünyadan göçüp gitmenden bu yana boşluğun o kadar derin, o kadar tarifsiz ki; kelimelere dökmek neredeyse imkansız gibi. Senin şefkat dolu ellerini, merhamet dolu yüreğini ve yüzündeki huzur veren tebessümü her an özlüyorum.

Varlığın, hayatıma ışık saçan bir güneş gibiydi. Seninle geçirilen her an, sevgi ve güvenle doluydu. Sarılmaların, tesellilerin, öğütlerin ve kahkahaların; hepsi şimdi birer anı olarak aklımda ve yüreğimde kocaman bir boşluk bırakıyor. Sen beni ne zaman düşsem kaldıran, ne zaman üzülsem teselli eden sığınağımdın. Şimdi ise, eksikliğinle yüreğime ağır bir yük bıraktın.

Annelerin en güzeli sendin. Sabahın erken saatlerinde başımızda bekleyerek uyanmamızı sağlardın, dertlerimizi dinler, sevinçlerimizi paylaşırdın. Özverin ve fedakarlığın sınırsızdı. Ne zaman başım derde girse, gözlerinin içindeki o anlayışlı bakış beni hep rahatlatırdı. Sen, hayatımın değişmez direğiydin. Tek sığınağımdın, beni benden çok düşünenimdin. Tektin.

Anadolu kadınıydın, çok zorluklar çektin. Osmanlı kadınıydın. Örf, adet herşeyi bilirdin. öğretirdin.

Seni kaybettikten sonra, dünyamda hiçbir şey eskisi gibi değil. İçimde hüzünlü bir sessizlik var artık. Ama biliyorum ki; yüce Allahım bizi Cennetinde buluşturacak işte bu inanç, bu düşünce, ayakta kalmamı sağlıyor.

Sana minnettarım, beni ben yaptığın için, sevgiyle, onurlu bir şekilde büyüttüğün için. Bu dünyada sensiz yaşamak zor ama hatıralarınla yaşamayı öğreniyorum. Seni daima sevecek, daima özleyecek ve hiç unutmayacağım. Seninle birlikte geçen zamanların kıymetini her geçen gün daha da anlıyorum.

Senin evladın olmak benim en büyük şansım, en büyük onurumdu. Huzur içinde uyu sevgili annem. Seni özleyecek, seni severek yaşatacağım her an; sensiz ama seni hissederek…

Ebedi sevgiyle,

Mekanın Cennet olsun Cennet kokulum.



6 Mayıs 2024 Pazartesi

KASAP MEHMET

Bir zamanlar, Osmanlı'nın gür sesi Hicaz Yemen'de yankılanıyordu. Zaferlerle dolu bir dönemdi. O dönemin kahramanlarından biri de Kütahya’ya bağlı Karakeçili Yörüklerinden oluşan Akoluk köyünden Kasap Mehmet Dedem'di. Kasap Mehmet benim Babamın dedesiydi. Bu Yörük evladı, cesur ve yiğit bir asker olarak, düşmanla amansızca mücadele ediyordu.

Mehmet, atının üzerinde göğsü kabarık, yiğit bir delikanlıydı. Hicaz'ın sıcak kumları altında, Osmanlı sancağını yüceltmek için savaşıyordu. Gözlerindeki ışıltı, yüreğindeki imanla birleşince, düşmanın bile saygısını kazanıyordu.

Bir gün, beklenmedik bir an geldi. Düşmanla karşı karşıya geldiler ve çetin bir savaş başladı. Mehmet, cesaretiyle ön saflarda savaşı yönetiyor, düşmanı darmadağın ediyordu. Ancak savaşın ortasında, ansızın bir pusuya düştü. Esir düştüğü anı bile hatırlamıyordu. Gözlerini açtığında kendini düşmanın esaretinde buldu.

Ancak Mehmet, esaret altında bile boyun eğmedi. Firavunun zindanlarına kapatılsa da, onun azmi ve inancı asla kırılamadı. Bir gün, kendi cesaretiyle zincirlerini kırdı, düşman askerleri ile amansız bir mücadele verip yüreğinin rehberliğinde özgürlüğe adım attı.

Yolculuk, ölümle sarmaş dolaş olsa da, Mehmet'in azmi hiç eksilmedi. Geceleri yıldızlara, gündüzleri güneşe yön buldu. Zorlu yolları, yiğitliğinin izleriyle doldurdu. Sonunda, o kutsal vatan topraklarına, köyüne, sevdiklerinin yanına döndü.

Ancak huzur ona yabancıydı. Uzun süre harp meydanlarında kalıp kendisinden bir haber alamayan akrabaları onu öldü sanmıştı. Hanımı başkasıyla evlendirilmişti. Hüzünlüyü. Gözleri, yine o savaş meydanlarına bakıyordu. Kahramanlık ruhu, onu köyünden, sevdiklerinden ayırdı. Bir kez daha, vatan için, millet için savaşmak için yollara düştü.

Ve o yollarda, yiğitçe savaşarak, son nefesine kadar milletine hizmet etti. Kasap Mehmet Dedem, Osmanlı'nın asil neferlerinden biri olarak efsaneleşti. Onun kahramanlığı, yıllar boyunca nesilden nesile aktarıldı, yüreklerde sonsuza dek yaşadı.



10 Şubat 2021 Çarşamba

VPN Nedir ?

 VPN Nedir ?

Bugün sizlere VPN hakkında özet bilgiler sunmak istiyorum. 

Sanal özel ağ (VPN), kullanıcıların İnternet'e özel bir ağa bağlıymış gibi erişmelerine olanak tanıyan bir internet güvenlik hizmetidir. Bu, İnternet iletişimini şifrelemenin yanı sıra güçlü bir anonimlik derecesi sağlar. İnsanların VPN kullanmasının en yaygın nedenlerinden bazıları, halka açık WiFi ağını gözetlemeye karşı korumak, İnternet sansürünü atlatmak veya uzaktan çalışma amacıyla bir işletmenin dahili ağına bağlanmaktır.









VPN nasıl çalışır ?

Normalde, İnternet trafiğinin çoğu şifrelenmemiş ve halka açıktır. Bir kullanıcı, bir tarayıcıda bir web sitesini ziyaret etmek gibi bir İnternet bağlantısı oluşturduğunda, kullanıcının cihazı İnternet Servis Sağlayıcısına (ISS) bağlanır ve ardından ISS, iletişim kurmak için uygun web sunucusunu bulmak için İnternet'e bağlanır. İstek web sitesini getirir. 

Kullanıcı hakkındaki bilgiler, web sitesi talebinin her aşamasında ifşa edilmektedir. Kullanıcının IP adresi süreç boyunca ifşa olduğundan, ISS ve diğer herhangi bir aracı, kullanıcının tarama alışkanlıklarının günlüklerini tutabilir. Ek olarak, kullanıcının cihazı ile web sunucusu arasındaki veri akışı şifresizdir; bu, kötü niyetli kişilerin verileri gözetlemesi veya yolda saldırı gibi kullanıcıya yönelik saldırılar gerçekleştirmesi için fırsatlar yaratır. 

Tersine, bir VPN hizmeti kullanarak İnternet'e bağlanan bir kullanıcı daha yüksek bir güvenlik ve gizlilik seviyesine sahiptir. Bir VPN bağlantısı aşağıdaki 4 adımı içerir:

  1. VPN istemcisi *, şifrelenmiş bir bağlantı kullanarak ISS'ye bağlanır.
  2. ISP, şifrelenmiş bağlantıyı koruyarak VPN istemcisini VPN sunucusuna bağlar.
  3. VPN sunucusu, kullanıcının cihazındaki verilerin şifresini çözer ve ardından şifrelenmemiş bir iletişimde web sunucusuna erişmek için İnternet'e bağlanır.
  4. VPN sunucusu, istemci ile "VPN tüneli" olarak bilinen şifreli bir bağlantı oluşturur.
VPN istemcisi ile VPN sunucusu arasındaki VPN tüneli ISS'den geçer, ancak tüm veriler şifreli olduğu için ISS kullanıcının etkinliğini göremez. VPN sunucusunun İnternet ile iletişimi şifresizdir, ancak web sunucuları yalnızca VPN sunucusunun IP adresini günlüğe kaydeder, bu da onlara kullanıcı hakkında hiçbir bilgi vermez.

* VPN istemcisi, kullanıcının cihazında yüklü olan VPN yazılımıdır.

VPN yalnızca saklayacak bir şeyi olan kişiler için mi ?

Diğer İnternet gizlilik hizmetlerinde olduğu gibi, VPN'ler bazen yasa dışı veya yıkıcı faaliyetler için araçlar olarak kategorize edilir. Gerçek şu ki, VPN kullanmak için bir dizi geçerli ve meşru neden vardır. İşte en yaygın olanlardan birkaçı:

  • Halka açık WiFi üzerinden koruma - VPN olmadan halka açık WiFi ağlarına giren kullanıcılar kendilerini riske atıyor. İnternet trafiği şifrelenmemiş ve aynı ağdaki diğer kullanıcılar, kolayca erişilebilen araçları kullanarak etkinliklerini izleyebilir. Bu, saldırganların oturum açma kimlik bilgilerini ve diğer hassas bilgileri çalmasının yaygın bir yoludur. Bir kullanıcı VPN aracılığıyla bağlanırsa, meraklı bir saldırgan yalnızca şifrelenmiş verileri görebilir ve bu da hiçbir hassas bilgiyi açığa çıkarmaz.
  • Uzaktan çalışma - Birçok işletme, çalışanlarının bir VPN kullanarak uzaktan çalışmasına izin verir. Bu, uzaktaki çalışanın şirketin dahili ağına erişmesine ve işletmeyi saldırganlardan veya casusluktan korumak için şifreleme sağlamasına olanak sağlayabilir.
  • Baskıcı devletlerde sansürden kurtulma - Dünyanın bazı bölgelerinde hükümeti eleştiren görüşleri ifade etmek ve hatta okumak yasaktır. Bu eyaletlerin çoğu, vatandaşlarına önemli miktarda alanı engelleyen bastırılmış bir İnternet sürümü de sağlar. Bu eyaletlerdeki İnternete erişen kişiler, devletlerinin engellenmesini istediği içeriğe erişmek için bir VPN kullanabilir ve ayrıca çevrimiçi olarak özgürce konuşabilir, çünkü VPN şifrelemesi etkinliklerini resmi gözetiminden korur.
  • Konum anonimliği - Bazı web hizmetleri, içeriği kullanıcının konumuna göre kısıtlar veya filtreler. Bir VPN, bir kullanıcının konumunu anonimleştirmek ve bu kısıtlamaları aşmak için kullanılabilir.
  • Çevrimiçi gizlilik hakkı - ISS'lerin, kullanımlarının özel verilerini sattıkları bilinmektedir. Benzer şekilde, bazı web siteleri ziyaretçileri hakkında bilgi satacaktır. VPN hizmetleri tarafından sunulan gizlilik, tüketicilerin verilerinin gizlenmesini sağlar.
VPN'in dezavantajları nelerdir?

Bir VPN hizmeti, artırılmış bir güvenlik düzeyini garanti etmez; kullanıcılar, yalnızca VPN sağlayıcısına güvenirlerse kendilerini bir VPN ile güvende hissedebilirler. Dürüst olmayan bir VPN sağlayıcısı, kullanıcılarının bilgilerini satabilir veya onları saldırılara açık bırakabilir. Ayrıca, çoğu VPN hizmetinin yinelenen bir aylık maliyetle geldiğini de belirtmek gerekir. Bazı VPN kullanıcıları ayrıca performansla ilgili sorunlar yaşayabilir.

VPN performansı nasıl etkiler ?

Bazı kullanıcılar bir VPN'den performans düşüşü yaşayacaktır ve bu büyük ölçüde hangi VPN hizmetini kullandıklarına bağlıdır. Tüm VPN'ler aynı değildir ve bir VPN hizmeti, kullanıcıları tarafından oluşturulan yükü kaldıracak sunucu kapasitesine sahip değilse, bu kullanıcılar İnternet bağlantılarında bir yavaşlama yaşarlar. Ek olarak, bir VPN hem kullanıcıdan hem de erişmeye çalıştığı web sunucusundan çok uzakta bulunuyorsa, ortaya çıkan seyahat süresi gecikmeye neden olabilir. Örneğin, San Francisco'daki bir kullanıcı, sunucuları San Francisco'da bulunan bir web sitesine erişiyorsa, ancak bu kullanıcının VPN hizmeti Tokyo'da bulunuyorsa, kullanıcının isteği, bir sunucuya bağlanmadan önce dünyanın yarısını dolaşıp geri döner. Buna trombon etkisi denir.















Not : Bilmediğiniz bir VPN hizmeti ile deep web'te tur atmanızı hiç tavsiye etmem. Bir Hacker'ın sizin bilgilerinizi açık eden bir VPN hizmetinden alacağı bilgiler ile size neler yapacağını tahmin bile edemezsiniz.

Click For Books About IT

18 Aralık 2020 Cuma

Kovid Vebası

Etrafınızda çeşit çeşit maskelerle gezen insanlar, namaz kılmak için gittiğiniz Cami'de safları sık tutun diye haykıran imamların yerine safları ayırın mesafeyi koruyun diyen imamlar.

Eskiden oturmaya yer bulamadığın mekanlardaki sessizlik, gece 10'da kapanan kafeler. 20'de kapanan marketler. Kandil gecesinde namaz kılmaya gittiğin Süleymaniye Camiinde sessizlikten duvarlardan geri dönen sesin. Ayasofya'nın Camii olması için yıllardan beridir davasını güttüğün büyük amacın gerçekleşmesine rağmen ikindi namazını kıldığın Ayasofya-ı Kebir Camiindeki 2 saf ayrık cemaat. Yağmayan yağmur. kıtlık korkusu.

Evet tüm bu yazdıklarımı bize 2 sene önce anlatsalardı. Hadi oradan öyle şey mi olur! derdik. Fakat içerisinde bulunduğumuz bu ilginç dönem maalesef bu ve buna benzer birçok tuhaf olayı bizlere yaşatıyor.

Kovid-19 denilen lanet bir virüs ile Allah insanları sınıyor. Kaç ay Cuma namazı kılınmadı. Vakitler camilerde cemaat ile kılınamadı. Okullar açılmadı. Açıldı geri kapandı. Evde her odada birer laptop ile çocukların uzaktan eğitimi. eğitim denilirse tabi.

2020 yılından bahsediyorum. Bu yazdığım blog bir veri tabanında kaydediliyor. ve elbet bir gün silinecek fakat bir yolu bulunup ta pixel filmindeki gibi yedeklemek amacıyla veriler başka bir yerlere gönderilirse şayet, gelecekte yaşayacak olanlar 2020 yılı için çok şaşıracak. Bizim şimdi 1350'lerde yaşanılan kara ölüm vebayı okuduğumuz gibi. Onlarda gelecekte 2020 yılını hayretle okuyacaklar. Sonumuz "I'm legend " filmindeki gibi olmaz umarım.

Fakat ben duruma başka bir açıdan bakıyorum. İnsanoğlunun azmanlığından, nankörlüğünden, fesatlığından, zulmünden, şükürsüzlüğünden tüm bunlar yaşanıyor. 

Patileri kesilen kediler, öldürülen masum bebekler, zulümden kaçarken sularda boğulan ufacık çocuklar, aileler, organlarını almak için, tecavüz için kaçırılan çocuklar, kızlar. 3 kuruş fazla kazanmak için kimseyi tanımadan türlü çeşit şekle giren , kural tanımayan  insanoğlu. İyiliğe fenalıkla karşılık verme, savaşlarda orantısız güç uygulama, Sırf Müslüman oldukları için diri diri yakılan, baltayla kafaları ezilen, evlerinden çıkartılan Müslüman Hintliler, Arakanlılar, aynı şekilde Uygur Türkleri, haksız yere ezilen, kesilen, yok edilen her türlü mazlum. hatta Allah (c.c) dilsiz kullarım dediği hayvanlara yapılan türlü türlü eziyetler.

Acaba...Tüm bu ve buna benzer olaylardan dolayı, nankörlüklerden dolayı Allah insanoğluna bela getirmeyecek mi sanmışlardı.

Oysa li yüce Kuran-ı Azimüşşan'da Mülk Suresi 30. ayette ne diyor Allah (c.c) ; 

“De ki: “Söyleyin bana; Eğer Suyunuz yerin dibine çekili verse, size kaynağından akıp duran yeni ve tatlı bir suyu kim getirebilir?"

kim getirebilir? ey insanoğlu! içtiğin suyu, el yıkadığın, temizlikte kullandığın, yıkandığın, araba yıkadığın, damacanadan içtiğin, pet şişeden içtiğin, çeşmelerden sebil gibi akan sana konforlu bir hayat sunan suyu kim veriyor.. Aklını başına almazmısın ey insanoğlu! 

Akıllanmaz insanoğlu! 

"Nehir kenarında bile abdest alıyor olsanız, suyu israf etmeyiniz.'' (İbn Mace, Tahare 48) diyen bir peygamberin akılsız, şuursuz bir ümmeti olduk. Suyun nereden, nasıl geldiğini, kim tarafından verildiğini ve ne kadar kıymetli olduğunu unuttuk. Har vurup harman savurduk. Hor kullandık, israf ettik.

İnsanoğlunun gidişatı iyi değil. Kurallara uymuyorlar. Allah'ın yapma dediklerini yapıp yap dediklerini yapmıyorlar. Bu işi böyle olmasından mutlu olan bir kesimde var. Kıyameti yaklaştırmaya çalışan bir kısım deccal oluşumu var. Bize düşen bugünden itibaren vakit kaybetmeden kendimize çeki düzen vermek. Namazlarımızı dosdoğru kılıp, emrolunduğu gibi dosdoğru olmak. Gerçek bir mümin olmak. Peygamberimiz (s.a.v) 'i örnek almak. Müslümana yakışan kibar,nazik, emin, doğru olmak zalime ise keskin kılıç olmaktır. Mazlumlar Yunus olarak bilmeli bizi Zalimler Yavuz olarak tanımalı.

Karşılıksız sevmeli, saymalıyız, özümüze dönmeliyiz. Ulu Hakanımızın dediği gibi ; "Yeniden canlanmak için Avrupa medeniyetini taklit değil gücümüzün esası olan İslâmiyet'e dönmek gerekir."

Allah (C.C) 'ın emrettiği dinimizin gereği gibi yaşadığımızda göreceksiniz yaşamaktan tat alacaksınız. Huzursuzluk aslında yapılan kötü işlerin neticesinde oluşuyor. Şimdilerde açı tek umudumuz. Aşı siparişini verdik. Umut orası gibi gözüküyor ama büyük endişeler var. 1976'da Amerika'daki zararsız bir virüs yüzünden aşılananlardan 45 bin kişi ölmüştü. kimisi de felç olmuştu. Allah muhafaza.

Her zaman söylüyorum Milli kalkınma hamlesi önemli. Çin'den, Almanya'dan veya herhangi bir ülkeden aşı alacağımıza yerli aşımızı üretmeliyiz. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz. Allah çalışana verir. Durmadan çalışmalı ve üretmeliyiz. 

Allah sonumuzu hayreylesin. (Amin)







13 Haziran 2019 Perşembe

Netflik Zımbırtısı

Bugün bu netflik zımbırtısı hakkında yazmak istiyorum.

Öyle bir platform kurdular ki. Geleceğin tv'si diyoruz. Artık yaptıkları dizileri herkes konuşur ve izler oldu. Hatta bu platformun dizilerini konuşmak ve izlediğini ballandırarak anlatmak bir hava atma bir farklı moda girme durumu oluşturdu.

Bende bir çok dizisini izledim ve izlemeye devam ediyorum. İzlemeden yorum yapmazdım zaten aksi olamazdı.

Bu platformun kurucuları hakkında çok detaya girmeyeceğim. Nette "Netflik tehlikesi" diye arattığınızda bir çok kaynağa zaten ulaşırsınız. Üst akılların ve 80'lerde Televizyondaki "Magix Box" projelerini planlayanlarla aynı zat-ı muhteremler bunlar.

Neyse ben içerikten bahsedeyim ; Adamlar için Müslüman toplulukları uyuşturmak, beyinlerini başka bir şey ile meşgul ettirmemek adına bu sistemleri onlar muhteşem bir fırsata dönüştürüyorlar. Platform dizilerinin içeriklerinde hangi diziye bakarsanız bakın ahlaki değerleri erozyona uğratacak konular var.

Eskiden kırmızı noktalar, sex içerikli filmler filan bunları ahlaksız bulurduk. Bu platform bu işleri aşmış durumda. Artık gay, lezbiyenlik, ensest ilişkiler muhteşem bir şeymiş gibi gösterilip normalleştirilmeye çalışılıyor. 

Benim izlediklerime göre yazacak olursam, Sense 8 dizisi mesela, baştan aşağı proje kokuyor. İğrençlik hat safhada. Geçmişte ibnelik ten dolayı helak olmuş kavimler varken. Burada bu işleri meşrulaştırmaya çalışmışlar ve gençliğe özendirecek şekilde konular, efektler, müziklerle süslemişler.

Sadece bumu. ? hayır, milletin deli gibi izleyip aşık olduğu "Black Mirror" dizisi bir acayip. İlginç konuları işleyip merak uyandırıp ileriki sezonlarında "Striking Vipers" gibi bölümlerle veriyorlar küspeyi millete. İçeriği anlatmaya lüzum yok işte yine topluk, ibnelik konuları.

Her dizisinde mutlaka bir ibne ve mutlaka bir lezbiyen bulunuyor. Biz "z jenerasyonunun" biraz kayıp jenerasyon olduğunu biliyoruz. Bunlarda bunu bilip bu jenerasyonun üzerine oynuyorlar. Bizler y jenerasyonu olarak biraz olsun uyandık hee halen uyanamayanlar da var o ayrı bir konu. Y'de uyuyan Z'de ayık olanda var. Fakat bizim yapacağımız, izleyip burada yazdıklarımın bilincinde olarak milleti uyandırmak olmalı. İnsanın uyanmasını biz sağlayamayız tabi, biz sadece uyarabiliriz . Hidayeti verecek olan yüce Yaradan.

Uyuşturucuyu şekerle bulayıp verenlere inat, bizim uyumamamız gerekiyor. O şekerden feragat edip sabır etmemiz gerekiyor. Biz Müslümanız amaçları tüm müslümanları uyutmak ve herkes uyurken istedikleri düzeni istedikleri şekilde kurmak. O düzenin ne olduğunu ve sonunun nasıl olacağını az çok tahmin ediyorsunuzdur. Ey Müslüman Türk Genci "Uyuma, Uyutulma, Uyandır." .

Ne diyordu bir replikte komutan " Sen Uyursan Herkes Ölür"

netflix ile ilgili görsel sonucu


21 Şubat 2019 Perşembe

Under The Dome

İlhandan peri olmaz ama ilham perisi uğramadı herhalde bana son 5 yıldır.

bu süre zarfında değişmeler oldu mu hayatımda bilemiyorum. Olmuştur muhtemelen. Neyse benim size bugün bahsedeceğim konu biraz değişik. Benim bir biladerim var geçenlerde gece yarısı telefon açtı bana ve deli gibi dünyanın küre olmadığını düz olduğunu ve üstünde bir kubbe olduğunu söyledi. Ve dayanakları da vardı örneğin "Rahman Suresi 33. ayete" bir bakın derim.

Neyse ben tabi böyle zihnin 180 derece tersini iddia eden ve fizik kanunlarına direkman savaş açan iddiaları duyduğumda boş durmam. Başladım deli gibi araştırmaya. acayip kitaplar okudum deli gibi videolar izledim. Burada size bunları anlatacak değilim ama "Ersan Juan" isimli vatandaşın "Youtube" kanalına bir göz atın derim.

Size ilginç gelecek şu konulara bir bakın.
 Mesela "Amiral Byrd" 'yi araştırın "operation fishbowl" u araştırın "operation highjump" a bakın, buradan yola çıkarak Cern'deki "Shiva" ne ayak, orada yapılan satanik ayinler, tüneldeki satanik danslar bunlar nedir ve şu paylaştığım bir kaç videoya göz atın derim. Baktığınız her konu başka bir konuyla bağlantı kuracak emin olabilirsiniz. Ben size dünya şöyledir, böyledir demiyorum. Bir araştırın bakalım aklınız hangi tarafa yatacak diyorum.

Kalın sağlıcakla.






5 Mayıs 2014 Pazartesi

Nalıncı Baba..

Nalıncı Baba’nın asıl adı, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalıdır. 1592’de vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve onu evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Bir tekke ile adını yaşattı. Türbesi Unkapanı’nda, eski Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır.

Padişahın İşi Ne!

Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:


- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah.

- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.

- Nasıl yani?

- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, ‘Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’

- Nereden biliyorsunuz?

- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz. Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, ‘Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir:

‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’

Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.

- Nereye?

- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?

- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...

- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.

- Şurada bir mahalle mescidi var ama...

- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden.

- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.

Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.

Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır ‘Sultanım’ der, ‘Yanlış yapıyoruz galiba’.

- Nasıl yani?

- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri?

- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar.

Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.’

- Niye?

- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye.

- Hayret.

-Sizin zamanınızı satın almadım mı?

Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. ‘Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.

- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.

- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’

- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.

- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim,

‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’.

- Doğru öyle ya?

- ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’

- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra ‘Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’





5 Temmuz 2013 Cuma

Yavuz Selim'in İnce Ayarı

Müslümanlar Allahın ipine sımsıkı sarılmadıkça. Başımıza verilen bu zalimlerin zulümleri devam edecektir. Büyük padişahım atam Yavuz Selim'in bir hikayesini sizlere aktarmak istiyorum.

Yavuz Sultan Selim, devlet işlerinde düzenli ve programlı hareket eder, istişareyi önemser, vezirlerinin söylediklerini dinler ve kararını öyle verir, karar verdikten sonra da asla dönmezmiş. Onun zamanında kılık kıyafete düşkünlük, gösterişe kapı aralayan binalar inşası, saltanat tantanası vs. bir kenara itilip yerine tam devlet-i ebed-müddet anlayışına uygun bir ruh imarı başarılmıştır. Tabii bunun için başta kendisi olmak üzere bütün devletlilerde sade bir hayat yaşama tavrı öne çıkmıştı. Günlerden birinde Venedik elçisi Antonio Justiniani'ye huzura kabul izni verilmişti. Sadrazam ve devlet erkanı bu ziyaretten hoşnud olmayacaklardı. Çünkü hem sultanın, hem de kendilerinin kılıkları pek perişandı. Venedik elçisinin onları bu halde görmesi devlet itibarını düşürecekti. Ama bunu sultana kim söyleyebilirdi? Devir, sultanın disiplin ve celalinden korkanların "İnşallah Yavuz Selim'e vezir olursun!" cümlesini beddua diye söyledikleri devirlerdi. Nihayet Hersekzade Ahmet Paşa bütün cesaretini toplayıp meseleyi hünkara açtı. O da itiraz etmedi ve "Pek doğru söylersin lala, cümle yeni esvaplar giyile!" buyurdu. Elçinin geleceği gün Kubbealtı'nda divan toplantısı vardı. Vezirler toplantıyı bitirip hep birlikte sultanın yanına arz odasına geçtiler. İçeri girmeleriyle donup kalmaları bir oldu. Meğer sultan yeni hiçbir şey giymemişti. Yalnız elinde bir kılıç vardı ve tahtında otururken onunla oynuyor, pencereden vuran güneşin ışıkları kılıçta yaltırıklar oluşturup odayı dolduruyordu. Kimse hiçbir şey söyleyemedi. Nihayet elçinin geldiği bildirildi ve huzura kabul edildi. Adam kapı kenarında durup namesini takdim etti ve tercüman vasıtasıyla hükümdarın sorularını cevaplandırdı. Konuşma esnasında da hükümdar elindeki kılıçtan yansıyan parıltıları ara ara muhatabının gözüne doğru tutmaktaydı. Konuşma bitince elçinin gitmesine izin verildi. Ardından sultan Hersekzade'ye seslendi: - Ahmet, var elçi beye sor, ağzını ara... Acep bizi nasıl bulmuşlar?!.. Hersekzade emir baş üzre deyip çıktı. Odada çıt çıkmıyordu. Nihayet paşa geri döndüğü vakit heyecan doruktaydı. - Sordun mu Ahmet? - Beli saadetlü hünkarım! "Kılıcının parıltısı öyle gözümü aldı ki kendilerini göremedim bile", dediler. Yavuz gülümsedi ve ayağa kalkıp parmağıyla basamaktaki kılıcı gösterdi: - Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez. Ama Allah esirgesin, bir gün paslanır da yaltırıklanmazsa düşman bizi görmek değil, bir de tepeden bakar.

20 Haziran 2013 Perşembe

Karate Kamil Bağımlılığı

2001 den beri bekliyoruz KK5'i yeti gari yap şunu cemre aga, her zaman iddia etmişimdir bizim Kamil Samurai Jack'i haşamat eder :D

2 Haziran 2010 Çarşamba

PENGUEN'İN BU HAFTAKİ KAPAĞI...

PENGUEN'İN BU HAFTAKİ KAPAĞI...


Bu sefer çok anlamlı... yorumlarınız?

Zulm ile abad olan kahr ile berbat olur.

“Arz-ı Mev’ud” İsrail’in yakın ve uzak hedeflerinin üzerindeki ve bu hedeflere yön veren “Temel Strateji” olarak bütün tarih boyunca Yahudi’nin hayatta kalmasına, ölüm-kalım şartlarında varlığını devam ettirmesine sebep “İman Esası”dır. İsrail, siyonizmin vazgeçilmez bir tutkusu olarak, Arz-ı Mevud’u er geç ele geçirmek kararındadır. Arz-ı Mev’ud bir hesaba göre Nil’den Fırat’a kadar olan sahayı içine almaktadır. Fırat’a kadar, ibaresi bilindiği gibi Güneydoğu Anadolu’nun büyük bir parçasını da içine almaktadır. Başka bir hesaba göre ise Arz-ı Mev’ud, İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasındaki YUŞA tepesine kadar uzatılmaktadır.

İsrail’in bu ve buna benzer planlarından vazgeçtiğine dair ortada inandırıcı bir kararı ve tavrı da yoktur. Suriye ve Ortadoğu politikamızın yukarıda işaret ettiğimiz veya işaret etmediğimiz bütün yönleriyle, artıları ve eksileriyle masaya yatırılması, değişen ve gelişen şartlara göre olgunlaştırılması ondan sonra atılacak adımların isabetle atılması, millî menfaatlerimizin gereğidir. Bilinmeyenleri olan bir problemin sadece bilinen unsurlarına bakarak uygulanacak politikalarda başarı şansı az olabilir.


Yahudi cemaatinin yayın organı olan “Şalom” gazetesinde (8 Mart 1989) yayınlanan bir yazı “Allah’a inanmak Yahudiliğin temel inancı değildir; ancak Arz-ı Mev’ud temel inançtır” denmektedir. Ahiret inancı yerine de Yahudiler “Armagedon = Kıyamet” inancı ikame etmişlerdir. Bu da dünyanın harabiyeti değil, büyük bir savaş ve harptir. Bu büyük savaştan sonra vaad edilen büyük “İsrail Devleti” kurulacaktır. Tüm çalışmaları buna dönüktür. Çünkü onlar Allah’ın seçilmiş oğullarıdır. Diğer insanlar ise Allah’ın kullarıdırlar ve Allah’ın oğullarının hizmetini göreceklerdir. “Ben dedim, siz ilahlarsınız. Ve hepiniz Yüce olanın oğullarısınız.” (Mezmurlar - Asafın Mezmurudur- 82:6) “Çünkü bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi ve reislik onun omuzları üzerinde olacak.” (İşaya, Bap 9:6) Halbuki Kur’an-ı Kerim ve Furkan-ı Hakîm’in “Maide Sûresi”nin “18. âyeti”: “Yahudiler biz, Allah’ın çocukları ve sevgilileriyiz” derler. De ki: “Hayır, siz de onun yarattığı birer insansınız” buyrularak bu inançlarının yanlışlığı gösterilmektedir. “Armagedon”, “iki kez şifrelenmiş 2000” veya “çok açık şifrelenmiş 2006” senesinden sonrası olacak,” denmektedir.

Çünkü kâhin Michael Drosnin’e göre bu sene içinde “Kudüs”te bir “büyük patlama” olacak ve İsrail’in yıkılışına kadar gidecek olan “Armagedon devri” açılacak... Bu durum Yahudilerin lehine değil aleyhine de şekillenebilir. Çünkü “Zulmün sonu yıkılıştır. Zulm ile abad olan kahr ile berbat olur” denilmiştir.

Filistin Sorunu Hz İbrahim'den beri gelmektedir. Burada asırlar boyu geçinememiş iki topluluk yaşamaktadır. Bu bitmeyen kavganın sebebi, Hz İbrahim'in oğlu İshak'tan İsrailoğullarının, İsmail'den de Arapların gelmiş olması ve kendilerini İshak’ın oğulları olarak kabul edenlerin İsmail oğullarından gelmiş olan Ahir Zaman Peygamberini kabul etmemeleri, Allah’ın kendilerine va’d etmiş olduğu “Arz-ı Mev’ud”un İshak oğullarından gelecek olan bir peygamber, bir kurtarıcı ile verileceği inancıdır. Bu ihtilaf 3000 yıldır sürmektedir. Yahudiler bu inançlarını esas aldıkları için ne İsa’yı (as) ne de bizim peygamberimizi kabul etmemektedirler. Bundan dolayı bir kere Babil hükümdarı, sonra Roma gelip İsrail oğullarını sürgün etmişlerdir. Ancak Osmanlı yönetiminde 400 yıl bu topraklarda Musevi, Müslüman ve Hıristiyanların sıkıntı çekmeden ibadet etmişlerdir. Bu günkü kavganın sebebi de 1948 yılında Yahudiler'e ‘Arz-ı Mevud’, yani vaat edilen toprakların tanınmasıyla başlamıştır.

Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Yahudilerle Müslümanlar arasında savaş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudilerin tamamını mahvedeceklerdir. Hatta bir taş veya ağacın arksında bir Yahudi saklanmış olsa o taş ve ağaç Allah’ın izniyle ‘arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür’ diyecektir.” (Riyazü’s-Sâlihîn, Diyanet Yay. Ank-1970, 3: 331)

Bu hadis-i şerifi yorumlayan İslam bilginleri hadisten Yahudi devletinin kurulacağını ve çıkardıkları fitne ve zulüm sonucu yıkılıp yok olacağını söylemişlerdir. Çünkü bir devletin kuruluşu dine dayanır. Yahudiler de dini amaçlarla ‘kutsal topraklarda’ İsrail devletini kurmuşlardır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Yahudiler hakkında nazil olan “Onlara zillet ve meskenet damgası vuruldu.” (Bakara, 2:61) ayetini yorumlarken İsrail devletinin hiss-i milli ve dinî amaçla yola çıkmalarından hikmet-i ilâhiyece kurulmasına müsaade edildiği ve çabuk tokat yemediklerini ifade eder.” (Şualar, 435) Devletin yıkımı ise zulme dayanır. İsrail de bu gün yaptığı zulüm ile yıkımını hazırlamaktadır.

Hadis-i şerifin birinci kısmı tahakkuk etmiştir. Zira savaş devletlerarası olur. Kendi içinde olsa buna “terör” denir. Yahudiler ile Müslümanlar arasında savaş çıkması demek Yahudi devleti kurulacak anlamını içermektedir.

Yahudilerin sürgün sebebi ne ise yıkım sebebi de o olacaktır. Yahudi milletinin seciyesine işleyen dünya hırsı, hile hud’a ve ifsat komiteleri ile her nevi ihtilale parmak karıştırmaları onlara zillet ve yoksulluk damgasını vurduğunu Kur’an beyan ediyor. (Bakara, 60-61; Sözler, 366-367) yine aynı sebeplerden dolayı Müslümanların uyanması ile sürgüne ve helake maruz kalacaklarını peygamberimiz (sav) haber vermektedir. Hadis-i şerifin ikinci kısmının tahakkukunu da ömrümüz varsa göreceğiz demektir. Filistin sorunu ancak bu şekilde çözülebilir. Bir başka çözüm de zaten gözükmemektedir.

Yahudilere Tevrat’ta Allah’ın “kutsal topraklarda devlet kurmaları va’di” bundan 2000 yıl önce tahakkuk etmiştir. Hz. Davud (as) ve Süleyman’ın (as) kurduğu Yahudi devleti büyük bir ihtişam ile dünyaya hükmünü icra etmiş ve sonra da yıkılmıştır. Ama Yahudileri buna inandırmak elbette mümkün değildir. Ancak başlarına kıyamet koptuktan sonra inanacaklardır; ama bu işlerine yaramayacaktır.

M. Ali KAYA